GECE VE GÜNDÜZ AŞK YAŞAR İNCE BİR İPİN ÜZERİNDE…

DENGE

Gecenin sönmeyen nefesi, gündüzün bu nefesi tüketecek enerjisi olsun yeter ki. Gece içlendikçe, gündüz dinlesin derdini… Gündüz coştukça, gece dur desin haddinden fazlasına…

İnsan hayatı boyunca, ne geceler ne gündüzler yaşıyor da gün gelip birinde duramıyor asla. Bazen içi içine sığmıyor gündüzün coşkusuyla, bazen gecenin boğuculuğunda bin dert ediniyor kendine. Bazen geceyi sahipleniyor tüm benliğiyle, bulduğunu sanıyor zamansızlığını. Bazen yüz çeviriyor geceden, gündüzün sonsuzluğunda kalacağını sanıyor sahiden.

Ama asla demir atamıyor hiçbir limana. Tam huzuru yakaladım dediği anda, topluyor tası tarağı düşüyor yine gündüzün, gecenin sonra tekrar gündüzün tekrar gecenin peşine… Ve her seferinde karşılaştığı gece ile gündüz sanki yine yabancı, yine öksüz… Gerçek olan tek şey; gece ile gündüzün birbirine aşkı aslında. Sen ne kadar onları ayırmak istesen de direniyorlar birlikteliklerine.

Zihin izin vermiyor, doğanın bu mükemmel dansını teke indirgemene. Belki de zihinlerimiz bu nedenle bu kadar yorgun ve karmaşık son günlerde. Gündüz ile geceyi, sıcak ile soğuğu, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, eksi ile artıyı, kadın ile erkeği, zengin ile fakiri ve benzeri tüm çiftleri ayırmaya çalıştıkça yorgun düşüyor kendince. İnsan, kendine pay alırken hayattan en güzelini seçmek istiyor elbette. Ancak seçerken en güzel etiketleri, ayırıyor etinden kemiği. Hal böyle olunca, mutlu olmak mümkün olabilir mi?

Oysa; ben olmadan sen, sen olmadan ben ve elbette biz olunamayacağı gibi, tekliğe karşı çıkıyor evrenin tüm gizemi. Evren asla, kişiye özel ya da tadımlık sunmuyor nimetlerini. Mutlaka ve mutlaka hatırlatıyor dualiteyi ve buradaki çekime teslim ediyor seni. O yüzden ne kadar çabalasa da zihinlerimiz, ne geceden ne gündüzden vazgeçebiliriz.

Bu yüzden zihinlerimizi kandıramıyoruz artık. Sürekli bir şeyler kemiriyor içimizi. Bu yüzden yeni arayışlar içerisine girmemiz… Bu yüzden doğaya dönmemiz, ağaçları, hayvanları yeniden kucaklamamız bu yüzden. Öfkemiz, hırçınlığımız bu yüzden. Bırakıp gittiğimizi sandığımız her şey birikti içimizde. Geçer akçe etiketler için terk ettiğimiz özümüz haykırıyor bir yerlerden.

Mükemmelliği satın aldığında ardında bıraktığın huzurun, kazandığında bittiğini sandığın kaybedişlerin, umudun söndüğünde yitirdim zannettiğin mutluluğun sandığının aksine her an seninle… Sevdiklerin kadar gerçek aslında nefret ettiklerin… Belki de tüm bunları ayıklamaya çalıştığın için yitirdiklerin. Kabullendikçe görmeye başlıyor gözlerin çünkü kabullendiğin iyisi ve kötüsü ile sensin. Diğerleri diye ötekileştirdiklerin; güçlükle kendinde gizlediklerin.

Tüm bunları düşündüğümde aklıma gelen ilk kelime; ‘Denge’. Denge olmalı insanın dünyada aradığı. Zihninde ölçüp biçip anlamlandırdığı her şey ile donattığı evi olmalı insanın ‘Denge’. Bu evi kutsal saymalı insan ve dengede kalmak için adamalı her gününü yeni bir keşfe. Bu sayede hissedilecek belki koşulsuz sevgi ve adalet inecek yeryüzüne. Bu nedenle tekliği insanda aramak nafile.Tek olmak Allah’a yakışır sadece.

Nilüfer Öztürk

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s