OYUNBAZ

 

Bir gizemin peşine takılmak……

İnsanın en büyük, en keyifli ancak bir o kadar da çetrefilli ve ürkütücü yolcuğu kendisine yaptığı yolculuk sanırım. Nereye gidersek gidelim farkında olalım ya da olmayalım bileti önce kendimize kesiyor, yeni bir deneyim ya da aydınlanma için dünya sahnesindeki yerimizi ayırmış oluyoruz. Ne tuhaftır ki; her hafta her gün her saniye her an yeni yeni rezervasyonlar yaptırıyoruz hayat yolculuğumuz için. Kimilerini yakalıyor, kimilerine kıl payı yetişiyor, kimilerini erteliyor kimilerini de topyekün iptal ediyoruz.

Farkında olmadan işleyen bu güçlü mekanizmanın içerisinde öylesine hızlı bir süreçten geçiyoruz ki; çoğu zaman anlamdan yani kendimizden uzaklaşabiliyoruz. Biz dursak, biraz soluklanmak istesek bile hayat hiç durmuyor, her zamanki muhteşem iradesi ile o anlamı kulağımıza fısıldamaya devam ediyor. Bence asıl soru bu fısıltlardan ne duyduğumuz ya da duymak istediğimiz ile ilgili. Bir fısıltı değil mi hayatın ritmini bize hatırlatan? Bu ritmin neresinde sahne alırsam muhteşem bir tını ortaya çıkarabilirim? İşte bütün mesele bu. ‘Benim şarkımı tüm notaları ile eksiksiz çal’ demiyor ki hayat sana, sadece ‘senin ritmine de ihtiyacım var, gel de bir an önce bana eşlik et’ mesajı ile her gün yeniden karşına çıkıyor. Muazzam bir özgürlük veriyor sana kendi ritmini bulabilmen için…Çünkü bunu senden iyi senden öte kimsenin bilemeyeceğini o çok iyi biliyor.

Biraz da oyunbaz bu hayat denilen bilmece. Her şey o kadar seyrinde ilerlerken,bildiğini bildiğinden o denli eminken değişiveriyor ansızın yörüngen ve çalkalanıyor dünyan derinden. İşte o zaman oyun yeniden başlıyor. Yeni bir heyecan, yeni bir tutku belki de insanlığa teslim etmekle yükümlü olduğun bir keşif için hazinesine buyur ediyor herkesi. Oyunun en cazip tarafı bu hazineden herkesin dilediğince faydalanabileceğini bilmek. O zaman dünya neden süt liman bir yer değil? Yoksa süt liman olmayan ben miyim?

DESEN-NLP

Çağımızda ‘kendine yolculuk’ kavramını duymayan bilmeyen kalmadı diye düşünüyorum. ‘Nasıl bilirsiniz?’ diye sorduğunuzda, bu gencecik kavramın kısa zamanda kendisine geniş bir literatür oluşturduğunu gözlemlemeniz mümkün. Düşünce yelpazesindeki farklılıklar ise dudak uçuklatacak cinsten… Yani sözlük anlamının oluşması için ciddi bir olgunluğa ihtiyaç var. Bu kavramı göklere çıkarıp şereflendirenler de var, yerden yere vurup ezmeye çalışanlar da. Tabi tüm bu sahici tartışmalardan sıyrılıp nemalananları da gözden kaçırmamak lazım. Zaten asıl kurguyu hatta sonrasında yapılacak sorguyu bu sularda aramak gerekiyor. Bunun için de önce hissizleşmek şart. Hisler işin içerisine girdiği zaman gerçeklerden kaçmak mümkün değil çünkü. Aksi durumda da para elden gidecek. Eeee sermayeyi kediye yüklememek için, ya kavramın içini boşaltıp kişisel gelişim otobanından bodoslama ilerleyerek yapay bir savunma içerisinde magazinleşitirip satacaksınız ya da tü ka ka edip karşı cephede yer alarak o tarafta oluşan yeni bir sermaye kazanın içine düşeceksiniz. Her iki durumda da ‘kendine yolculuk’ kavramını değersizleştirmeyi başarmanız mümkün. Diğer taraftan baktığınızda ise, bu kavram ile insanlığa ışık tutma şansınız var. Küçük bir söz, ufak bir dokunuş, manalı bir bakış değerlerinizi hatırlamak için aracı olabiliyorken, kendinize yolculuğa çıkmak kim bilir ne gibi mucizeleri beraberinde getirecek.

Bir gizemin peşine takılmak! İyi güzel de dünyada bir nokta kadar bile yer işgal etmezken, ‘bu gizemin bir parçası ben olmasam gerek’ diye düşünmekten alamıyor kendini insan. Evrenin gizemini yerkürede,uzayda, bilimde, tasavvufta aramak varken neden ben? Keşfedilmiş, kanıtlanmış bunca gerçek varken kendi gerçeğim için yola çıkmanın bir anlamı olabilir mi? Hadi buldum diyelim benim gerçeğim dünyaya nasıl katkı sağlar? Tüm bunları düşünürken his dedim evet his hepimiz aynı şeyleri mi hissediyoruz?

His dediğimiz mükemmelik tıpkı parmak izi gibi kişiye özel bir bilinmezlik bence. İnsan psikolojisinin ayırdedici noktasında duran, çözümlendiğinde kişinin gerçek değerleri ile buluşmasını sağlayan bir gizem. Nasıl parmak izlerimiz kim olduğumuzun tartışılmaz bir kanıtı ise hislerimiz de hepimizin içerisinde ayrı bir enerjiyi tetikleyen gizli kimliklerimiz diye düşünüyorum. Gizli çünkü insanın kendisine bile itiraf edemeyeceği derecede samimi, açıkça ortaya koymaktan çekineceği kadar gerçek,cüretkar, tek ve öz bir farklılık. İşte bu farklılıklar keşfedildiği ölçüde gerçek bir farkındalık yaşamamız mümkün. Hislerimizi genel düşünce akışının içerisinde yer alan bilenenler ile eşleştirip yorumladığımızda yaşadığımız şey sadece bir aldatmacadan ibaret. İtiraf edemesek de biliyoruz ki, onaylanmış bu kalıplar bizi koruma altına alıyor, rahatlatıyor ancak yine çok iyi biliyoruz ki bizi biz olmaktan da uzaklaştırıyor. Belki de sırf kendimizden kaçtığımızdan tek düzeleşiyor, korkularımızı sevmeyi ve onlardan bir cennet yaratabileceğimizi aklımızın ucuna bile getiremiyoruz. Oysa ki, özendirildiğimiz kurgular olmalı asıl korkularımız…

Hiç hislerinize gem vurduğunuz, dilinizin ucuna gelip de söyleyemediğiniz, gecenin bir yarısı uykudan uyanıp pişmanlık duyduğunuz durumlar ile karşılaştınız mı? Peki tüm bunların aksini yani doğru bildiğinizi yapsaydınız ne değişirdi hiç düşündünüz mü?

Bir an için, herkesin iyi niyetle kendindeki en mükemmeli ortaya koyduğunu varsayın…Yeryüzünde gücün mutluluk getirebileceği tek an bu olsa gerek. İşte bunu bilerek kendini keşfe çıkmalı insan. En ufak bir ard niyetin bu gücü vahşileştirebileceğini tartmalı kafasında. Önce kendini kandırmaktan vazgeçmeli, vazgeçmeli ki; diğerlerini de davet edebilsin gücün gerçek mutluluğuna…

Yazan: Nilüfer Öztürk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s