İçeriğe geç

My CMS Yazılar

EKTİĞİMİZ HER TOHUMUN BİR HİKAYESİ VAR…

EKINDoğanın bir parçası olarak bizler, büyüme, hasat zamanı, ölüm ve yeniden doğuş arasındaki döngünün içinde döner dururuz. Bu döngü sebepsiz değildir. Her birimizin bu evrene bir katkısı mutlaka vardır.

Ve bu gece sonbahar ekinoksunu kutluyoruz. Türkiye saati ile 23:02’de hasat zamanımız başlıyor. Arınmak, yıl boyunca ektiğimiz tohumları biçme zamanı… Deneyimlerimizi içselleştirme zamanı… Zihnimizi ve bedenimizi rölantiye alma zamanı… Artık sana hizmet etmeyen duygu, düşünce, olay ve insanları ayıklama zamanı… Aydınlanma sürecinde yapılacak bir iç hazırlığın zamanı… Birlik olmanın ve yeni kapılar açmanın zamanı… Evrende varolan tüm dualitenin ve zıtlıkların dengeyi bulma zamanı (Ateş-Su, Ying-Yang, Karanlık-Aydınlık, Geçmiş-Gelecek, Dişi-Eril).

Hasat zamanı neler yapabiliriz?

– Ruhsal anlamda, kendi içinize dönün ve bir süre sessiz kalın. Bu dönemde kendinizi biraz nadasa bırakın tıpkı toprak gibi. Ancak bu süreyi çok da uzun tutmayın. Ne de olsa bu dönem bizi biraz uyuşturabilir, buna izin vermeyin ve her yönden kendinizi canlı tutmaya çalışın. Var olan her şey gibi mevsimler de değişir ve bu değişimin her zaman bir amacı vardır. Ve bizler de amacımıza ulaşmak için durmadan, durgunlaşmadan değişimlerim yolculuğumuza devam etmeliyiz.

– Kendinize şu soruları sorun: Bütün bir yıl boyunca ektiğim tohumlardan hangi ürünleri aldım? Ve bu hasattan elde ettiğim deneyimlerim neler? Ektiğim hangi tohumdan yeterince verim alamadım ve buna sebep olan neydi? Şimdi ne yapmam gerekiyor? Yeni hedeflerim neler olabilir? Ve bu seçeceğim hedeflerden edineceğim deneyimlerin bana ne gibi bir katkısı olabilir?

Bu soruların cevabını doğa ile bütünleşirken alabilirsiniz. Serin hava ile içiniz titrerken, yağmurda negatif yüklerden temizlenirken, ıslak toprakta ayağınız çamurla oynaşırken, kurumuş, sararmış bir yaprağın havada süzülüşünü izlerken… Kısaca doğa size sorularınızın cevabını verecektir.

– Ruhumuzu daraltan, adım atmamızı engelleyen, ayağımıza dolanan molozları temizleyerek kendimize yeni bir alan açabiliriz.

– Ve tabi, hayatımızı ve yaşam alanımızı sadeleştirmek için adımlar atabiliriz. İhtiyacımız olmayan eşyaları, kıyafetleri elimizden çıkararak hafifleyebilir ve başkalarıyla paylaşabiliriz.

– Tüm ruhsal yüklerden arınarak, kamburlarımızı sırtımızdan atmak için meditasyon yapabilir, bedenimizi ve ruhumuzu esnetmek ve dinginleştirmek için yogaya başlayabiliriz.

– Aktif bir çalışma hayatımız yoksa, yeni hobiler edinebilir ve farklı eğitimlere yönebiliriz.

Çocuk ruhumuzu yitirmeden, bilgelikle yüklü yetişkinliğimizi, sonbaharın hüzün ve çoşku yüklü serinliğinde bir sonraki hasadı kutlama dileğimle…

Sevgilerimle, Funda Öztürk

 

Yorum Bırak

HAYATIN TADI

‘’Şimdi şöyle bol şerbetli bir tatlı olsa da yesek, keyfimiz, tadımız yerine gelse’’ moralimiz bozuk olduğunda, öfkeli, kızgın, kırgın olduğumuzda genellikle bu tarz cümleler kurarız. Ben tatlı yemiyorum ‘’Su içsem yarıyor’’ dediğinizi de duyar gibiyim. Kilolarımız genelde içimizde tutup bırakmadığımız öfke, kızgınlık, kırgınlık vb. duygulardan ve hayatın tadını yiyeceklere bağlamaktan dolayı oluşurlar. Kiloyu yaratan sebepleri ve kök inançları bulmamız ve onları dönüştürmemiz önemlidir. Sizi biraz da olsa rahatlatmak adına birkaç his yüklemesi hazırladık.

– Tatlı ihtiyacı olmadan sorunları en iyi şekilde çözmenin nasıl bir his olduğunu, Tatlı hayat yaşamanın nasıl bir his olduğunu, bunun mümkün ve güvenli olduğunu biliyorum ve anlıyorum.

– Her günümü hayatın tadını çıkararak nasıl yaşanır olacağını biliyorum ve anlıyorum.

– Yaşamdan nasıl tat alacağımı bunun mümkün ve güvenli olduğunu biliyor, artık acılara tutunma zorunluluklarımdan kendimi tamamen serbest ve özgür bırakıyorum.

– Duygularımı, sırlarımı yağ hücrelerimde depolama zorunluluğundan kendimi serbest bırakıyorum.

– Haraket ettiğimde de güvendeyim.

– Sağlıklı ve ideal kiloda nasıl olunur biliyorum ve anlıyorum.

– Sevgiyi alıp kabul etmenin nasıl bir his olduğunu, bunun mümkün ve güvenli olduğunu biliyorum ve anlıyorum.

– İdeal kilomda olduğumda da güvendeyim.

– Aynalarla barışık olmanın ve aynada kendime bakarak her halimle güzelliğimi görmenin ve hayatımın her anından keyif almanın, coşkulu olmanın nasıl bir his olduğunu biliyorum ve anlıyorum.

EVET Dediğinizde ThetaHealing® yöntemi ile Kollektif bilincinize yüklenecektir.

**His yüklemeleri Thetahealing®’in sadece bir bölümüdür. Herhangi bir his değişimi hissetmediğinizde kök inancı bulmak için derin kazma çalışması yapılmalıdır.

Sevgilerimizle,

Yorum Bırak

YOGADA ENERJİ KANALLARI VE ÇAKRALAR

YOGAÇAKRA

Yoga felsefesine göre astral enerji bedenimizde 72 bin nadi yani enerji kanalı vardır. Bunlardan üçü; Sushumnaİda ve Pingala denilen ana enerji kanallarıdır. İda, sol burun deliğinden, Pingala sağ burun deliğinden başlayan yan enerji kanallarıdır. İda, dişil enerjiyi temsil eder, sembolü aydır. Pingala, eril enerji eder ve sembolü güneştir. Sushumna ana enerji kanalıdır, omurga ile aynı hizadan geçer. Sağ ve sol kanallar İda ve Pingala, Sushumna çevresinde tıpkı bir asa etrafında dolanan iki yılan gibi spiral bir şekilde yer alır.
İda ve Pingala kişinin tekamülü yani yaşam enerjisinin dengelenme sürecidir. Ortada bulunan Sushumna da aydınlanma kanalıdır. Bu üç ana kanal kuyruk sokumunda biraraya gelir. Eğer prana yani yaşam enerjisi, kanallardan bu noktaya inerse “
Kundalini“uyanır. Kundalini, omuriliğin en altında üçgen sakrum kemiğinde yer alan saf yaşam enerjisidir. Sanskritçe Kundala kelimesi sarmal anlamına gelir; birçok iplikçikten oluşur. Aydınlanma gerçekleştiğinde iplikçiklerden bazıları yükselir ve bizi evrensel enerjiyle bir bütün hale getirir. Kundalini, fiziksel, duygusal, mental ve spritüel taraflarımızın bütünleşmiş gücüdür.
Kundalini enerjisi yükselirken çakraları aktive eder. Enerji hareketi esnasında çark gibi dönen bu merkezler, Sanskritçe çark kelimesinden türemiştir. Şayet çakralardan birinde tıkanıklıklık söz konusuysa Kundalininin rahat akmamasından dolayı, o çakraya ait fiziksel, psişik sistemlerde rahatsızlıklar başgösterebilir. Peki, pranayı yani yaşam enerjisini, enerji kanallları aracılığıyla bedenin tüm hücrelerine aktaran 7 enerji merkezi (çakralar) neler, etkileri nedir ve vücudun neresinde yer alırlar
?

1. Çakra – Muladhara (Kök) Çakra : İçinde Kundalini enerjisinin uyuduğu çakradır ve sakrum kemiğinin yani kuyruksokumunun altında yer alır. Ayrıca Kundalinini yükselmesini engelleyen üç düğümden ilki “Brahman Düğümü” burada bulunmaktadır. İkincisi “Vişnu Düğümü” kalp çakrasındadır; üçüncüsü “Şiva Düğümü“dür altıncı çakradadır. Brahman düğümünü çözmek ve bu çakrayı etkin hale getirmek için enerjik uygulamalar ve arınma teknikleri uygulanmaktadır.
– İlişkin olduğu element: Toprak, yeryüzü
– Sembolü: Dört taç yapraklı lotus
– Psikolojik ve sosyal etkileri: Yeni başlangıçlara hazır olma, güçlü yaşam enerjisi, neşe, psikolojik dayanıklılık, toprakla güçlü bağ kurma, dönüşüm ve yenilenme gücü, hayatta kalma becerisi, agressivite, sahiplenme, cinsel haz ve güç, yere sağlam basma

2. Çakra – Swadhistana (Sakral) Çakra: Göbeğin altında, cinsel bölgenin iki parmak üzerinde bulunur. Cinsel enerjiyi, zihinsel ve bedensel üretkenliği, yaratıcılığı simgeler.
– İlişkin olduğu element: Su
– Sembolü: Altı taç yapraklı lotus
– Etkilenen organları: Üreme organları, rahim, böbrekler, mesane, vücut sıvıları; kan, lenfler, sindirim enzimleri
– Psikolojik ve sosyal etkileri: Heyecan duymak, istemek, harekete geçmek, hayal etmek, aile kurmak, üretkenlik, sanatsal yaratıcılık,imajinasyon yeteneği.

3. Çakra – Manipura (Solar Pleksus) Çakra: Göbeğin iki parmak üzerindedir. Anı ve sonsuzluğu deneyimlemeyi simgeler. Özsaygı ve özgüvenin yerleştiği çakradır, yayılımı güneş gibi olduğu için Solar Pleksus olarak da adlandırılmaktadır.
– İlişkin olduğu element:Ateş
– Sembolü: On taç yapraklı lotus
– Etkilenen organlar: Sırtın alt bölgesi, karın boşluğu, sindirim sistemi, mide, karaciğer, dalak, safra kesesi, otonom sinir sistemi
– Psikolojik ve sosyal etkileri: Sıcaklık, güç, servet, toplumda yer edinme, toplumsal statü, iddialı olma, deneyime açık olma, büyüme ve gelişme, özgüven, açık sözlülük, analiz ve sentez yeteneği, bilgelik

4. Çakra – Anahata (Kalp) Çakra: Sushumnanın ortasında, kalbin ve akciğerin bulunduğu bölgede yer alır. Teslimiyetin, fedakarlığın,ve saf sevginin merkezidir. Bu çakrada yaşanan farkındalık sayesinde ben olmaktan biz olmaya geçiş yaparız.
– İlişkin olduğu element: Hava
– Sembolü: oniki taç yapraklı lotus
– Etkilenen organlar: Kalp,sırtın üst bölgesi, göğüskafesi, göğüs boşluğu, akciğerlerin alt bölgesi, cilt, kan ve kandolaşımı.
– Psikolojik ve sosyal etkileri: Sıcaklık, sevencenlik, cömertlik, bağ kurma, sevgi, uzlaşma, yaşamda ve sosyal ilişkilerde ahenk, egonun aşılması, ilahi sevginin keşfi, gölge duyguları; korku ve bağımlılık.
Kundalini enerjisi bu çakrayı aydınlattığında korku ve bağımlılık aşılır; bütün sorunlarımız,şüphelerimiz son bulur.

5. Çakra – Vishuddha (Boğaz) Çakra: Boğazın ortasındadır. İletişimin, bilme ve anlamanın merkezidir; iç dünyayımızı dış dünyaya taşıyan köprüdür. Sesin ve sözlere dökülmüş düşüncenin gücünü bu çakra ile keşfederiz. Bunun bilincine vardığımızda yaşantımızı sözlerimizin gücüyle değiştirebileceğimizin de farkına varırız.
– İlişkin olduğu element: Gökyüzü, hava
– Sembolü: Onaltı taç yapraklı lotus
– Etkilenen organlar: Boğaz, boyun, çene bölgesi, kulaklar, ses telleri, nefes borusu, bronşlar, üst akciğer bölgesi, yemek borusu, kollar
– Psikolojik ve sosyal etkileri: İletişim, bilgi ve deneyimlerin etkin aktarımı, gelişkin kendini ifade yeteneği, ilahi esin kaynağına erişim, bağımsızlık duygusu, dil ve yazma yeteneği, gölge duyguları; kıskançlık, hükmetme veya hükmedilme eğilimi.
Kundalini enerjisi bu çakrayı açtığında kötü hislerimiz temizlenir ve bu, sesimize, kendimizi ifade etme biçimimize yansır ; bize bütünle bağlantı imkanı verir, çevremizle bir bütün olduğumuzu hissetmemizi sağlar.

6. Çakra – Ajna (Üçüncü Göz) Çakra: Alnın gerisinde, iki kaşın ortasında, burun kökündedir; sezgisel bilginin ve kendini bilmenin merkezidir. Bu çakranın etkin hale gelmesiyle ruhsal farkındalığı besleyen duyu ötesi algılamalar gelişir; maddeye olan bağımlılık ortadan kalkar ve derin bir maneviyatla kişi gerçekte kim olduğunu bilmeye başlar.
– İlişkin olduğu element: Yok (zamansız ve mekansız)
– Sembolü: Doksanaltı taç yapraklı lotus
– Etkilenen organlar: Yüz, gözler, kulaklar, burun, sinüsler, beyincik, merkezi sinir sistemi
– Psikolojik ve sosyal etkileri: Entellektüel kavrama, rasyonel ve bütünsel düşünme, Tanrısal sezgiyle bilme, hayalgücünün işlevselleştirilmesi, zaman ve mekanın ötesinde kavrama yeteneği.

7. Çakra – Sahasrara (Taç) Çakra: Kafatasının en üst noktasındadır, bilgi merkezimizdir; diğer çakra enerjilerinin tümünün kaynağı ve başlangıç noktasıdır. Bu çakra, farkındalığın ve insan mükemmelliğinin ulaştığı son merhaledir.
– İlişkin olduğu element: Yok
– Sembolü: Bin taç yapraklı lotus
– Etkilenen organlar: Beyin
– Psikolojik ve sosyal etkileri: İçe bakış, aslolana odaklanma, sınırların aşılması, varlıkta Tanrısal ışığı keşfetme ve maddeye nüfus edebilme, Bir- olanla bütünleşme, Birliğe aşkla bağlılık…

Özlem Coşkun

 

 

 

 

 

Yorum Bırak

MASKE KİMLİKLERLE YAŞANAN KOCA BİR YALAN BİZİMKİSİ!

MASSKE

‘BEN’ doğası gereği, kendisini ifade etmek için farklı yollara ihtiyaç duyar. Ancak onun bu ihtiyacı, çevresinin taleplerine ve toplumsal yaşamın şartlarına genellikle ters düşer. Bu tersliği aşmak amacıyla ‘BEN’ bir maske geliştirir ve bu maskeyi düzenli olarak kullanmaya başlar. Biz, bu maskeye ‘persona‘ ya da maske kimlik diyoruz. ‘Maske Kimliği’ bireyi kuşatır ve onun davranış biçimini belirleyerek çevresine uyumunu düzenlerken, aynı zamanda çevresinin talepleriyle içyapısının uzlaşmasını da sağlar. -A. Dalberg-

İster aile içinde olsun, ister iş ve sosyal çevremizde, yüzümüzde bir maske ile dolaştığımızı kabul edelim. Bizi buna mecbur eden biraz da toplumsal yasalar ve kendi iç özümüze duyduğumuz güvensizliktir. Öyle ki, Yüksek Benliğimiz karşı çıksa bile zaman zaman kendimizi istemediğimiz durumların içinde bulur, o aşılmaz dediğimiz sert duvarlarımızı bile yıkabiliriz.

Yorum Bırak

IŞIK VE SEVGİYLE SÖYLENMELİ ŞARKILAR…

AAA

Çok eski yıllardan beri sevgi hakkında şarkılar söylenir ve aslında bütün yaşam sevgi etrafında döner. Dolayısıyla sevgi, insanın kendisini gerçekleştirmesi ile aynı anlama gelir. Sevgi zemininde yaşayabilen ve hem kendisine hem de dışarıya karşı öyle davranabilen bir insan bu dünyada daha az ızdırap çekecek, daha az acı deneyimleyecektir der Andreas Dalberg.

Yorum Bırak

GECE VE GÜNDÜZ AŞK YAŞAR İNCE BİR İPİN ÜZERİNDE…

DENGE

Gecenin sönmeyen nefesi, gündüzün bu nefesi tüketecek enerjisi olsun yeter ki. Gece içlendikçe, gündüz dinlesin derdini… Gündüz coştukça, gece dur desin haddinden fazlasına…

İnsan hayatı boyunca, ne geceler ne gündüzler yaşıyor da gün gelip birinde duramıyor asla. Bazen içi içine sığmıyor gündüzün coşkusuyla, bazen gecenin boğuculuğunda bin dert ediniyor kendine. Bazen geceyi sahipleniyor tüm benliğiyle, bulduğunu sanıyor zamansızlığını. Bazen yüz çeviriyor geceden, gündüzün sonsuzluğunda kalacağını sanıyor sahiden.

Yorum Bırak

BAYKUŞLARIN REHBERLİĞİNDE SPİRİTÜEL DİNLETİ…

BAYYKUSSHiç düşündün mü kendi değerini nasıl da tırpanladığını? Gerçekten fark etmiyor musun eşsiz oluşunun kıymetini? Cidden bu kadar kör, sağır ve dilsiz misin?

Hayret! Nasıl da hapsetmişsin kendini demir kafese. Oysa ne kadar da özenmişti Tanrı sana can verirken, zevk alacaktı eserine bakarken… Tuhaf bir koku geliyor ruhundan, sanki küflenmiş, yığınak olmuş öfkelerinden. Kendine acımanın rengini almış zifirden.

Yorum Bırak

KENDİ GERÇEĞİNE UYANMAK…

NELİŞ

Hayat akıp giderken zamansız kalıyor bedenim. Zihnimi ve ruhumu çeviren bu çitler kimin? Elim gitmezken çitleri kaldırmaya, birden haykırıyor içimden Dünya: ‘RÜYA, RÜYA, RÜYA…’

Koşuyorum, yetişemiyorum hızına ama varıyorum sonunda uçurum kenarına. Sonuç; yine ben geri, zaman ileri… Nedir beni götüremeyen bir türlü ileri? Doğru söylüyor Dünya; gördüğüm sahte bir Rüya…

Yorum Bırak

HAYALET KORKULAR

korkular

Bu enkarnasyonda bile birçoğunuz olmuş bitmiş şeylerle ilgili mantıkla açıklanamayan endişeler taşıyorsunuz. Burada temsil edilen birçok korku vardır: yalnız kalma korkusu, terk edilme korkusu, ölüm korkusu vb… tüm bunlar hayaletlerdir… ah özellikle de sonuncusu. Ölüm korkusu hepinize öyle kuvvetle aşılanmıştır ki ölüme korkusuzca yürümek çok zordur. Bunun böyle olması da uygundur, çünkü eğer bu hayaleti tüm zayıflığı içinde görebilseydiniz, kesinlikle ölüme doğru ilerlerdiniz… ve bu da burada bulunma amacınıza hizmet etmezdi.

Yorum Bırak